-- Düşünce, Fikir, Fütüristik

Ve insan kendi tanrısını yarattı : Yapay Zeka

Araç mı kötüdür amaç mı? Ya da araç mı iyidir amaç mı?

Bazı derin ve düşünmeyi gerektiren konuları anlatabilmek için bazen makale başlığı bazen de küçük örnek ve sorularla düşünmeye sevk etmek gerekir. Bu makale de onlardan biri olacak…

Bir müslüman olarak “tanrı” tanımını kabul etmediğimi ve doğru bulmadığımı söyleyebilirim. Ancak “İnsan kendi Allah’ını yarattı” cümlesi beni rahatsız edecekti. Bu nedenle dinlerden bağımsız ve daha genel bir tanım olarak tanrı kelimesini kullanmayı uygun gördüm.

Dünya’nın varoluşunu nasıl simgelerseniz simgeleyin “İnsan ve Tanrı” olgusu daima var olmuştur. Fanatik bir materyalist ya da ateist de olsanız bu yaratan-yaratılan arasındaki bilgi, ilişki ve tanımlar arasında bulunmamanız mümkün değildir. Teknik açıdan bakarsak işletim sistemiyle onun üzerinde çalışan yazılım gibi bütünleşik bir kavramdır. Birbirinden ayrılamaz. Din odaklı bir makale planlamadığım için bu konuların felsefik tartışmalarına girmeye niyetli değilim. Ancak kainata biraz farklı bakmakta yarar var…

Biz teknik insanların bakış açısı daima mantık ve bilim olmuştur. Bu nedenle örneklemelerde nesnelleştirme kullanılması gerekir. Bir yazılımcı olarak ürettiğimiz uygulamaların temeli programlama dili ve platformları gibi teknik araçlar ile algoritma gibi zihinsel ürünlere dayanır. Ürettiğiniz bir uygulamanın bu iki gereksinimin birinden yoksun olması mümkün değildir. O halde Dünya ve hatta kainata da bu gözle bakabilmeliyiz. Yaratılan bir varlık olarak birşeyler üretmek için programlama dili ve algoritma gibi zihinsel süreçleri kullanarak bir ürün ortaya koyabiliyorsak ve hatta robotlar gibi ürünlerimizi nesnel hale getirebiliyorsak, kainatın bir programlama dili olmadığını düşünmek kendi benliğini ve mantığı inkara götürür. O halde kainatın da bir programlama dili olmalıdır! Matematik olabilir mi? Bir fizikçi ya da matematikçi gözünden Dünya’ya bakmak için bu alanda ileri seviyede olan dahi ya da bilim adamlarını incelemeniz yeterlidir. Bir fizik dahisi için hiç bir zaman çıkmadığı ya da elle tutamadığı uzay bile hesaplanabilir varlıklardan biridir. Nitekim Einstein’ın onlarca yıl önce ortaya attığı teori ve ispatlar bugüne bile ışık tutmaktadır. Ya da yüzlerce yıl önce astronomi alanında devrimsel kanıtlar sunan müslüman bilim adamları… Bunların tamamı gözlem ve bu gözlemleri matematikle izahına dayanmaktadır. Uzay alanındaki bilgimiz neredeyse yok denecek kadar azdır. Evet, şu anki bilimsel seviyede bile böyledir. Örneğin yer çekimi ya da kara delikler… “Yer çekimi” aslında gerçekte olan ve hissedilen bir kesinliğin en mantıklı isimlendirmesinden ibarettir. Çünkü bilim adamları dahi aslında yer mi bizi çekiyor yoksa atmosfer mi bizi Dünya’ya itiyor sorusunun cevabını bilmemektedir. Burada en mantıklı görülen izah yerin çekmesi olarak kabul edilerek böyle isimlendirilmiştir. Bir izahı yoktur. Ya kara delikler? Teknik olarak kara deliğin ne olduğu bilinmemektedir. Bilim adamları enerji yoğunluğu ve boşluktaki bu enerjide yok olan gezegenlerin varlığını gözlemleyerek burada bir delik olduğunu öne sürmesinden ibaret olmakla birlikte, bunun üzerine Stephen Hawking’in ortaya attığı bazı teorilerin 30 yıllık bir çalışma sonucu bir fizikçi tarafından çürütülmesi gibi bilinmezlikler arasında ispat arayan bir programlama dilinden bahsediyoruz; Matematik!

Dönelim bir insan bedenine… Kainat ne kadar karmaşık ve bilinmezliklerle çevrili ise sıradan bir insanın bedeni de bu derece karmaşık ve bilinmezliklerle doludur. Halen bir insanın beyni tam bir soru işaretidir. “Bir ruh olgusu var gibi görülüyor ama ispatımız yok” der bilim adamları… Ölen bir insanın kalbini çalıştırmanız ve damarlara kan pompalamanız onu hayata döndürmek için yetmiyor ve bu da bilim insanlarının soru işaretleriyle boğulmasına neden oluyor. Çünkü bedeni çalıştırmanız onun yaşadığını göstermez. İnsan bedenini bir bilgisayar donanımına benzetirsek, içerisindeki ruhu da işletim sistemi olarak düşünmeliyiz. İşletim sistemi olmayan bir donanım hurdadan başka bir şey değildir. Tabi ki bilimin ispatlayamadığı bir olguyu(ruh gibi) kesin bir şekilde kabul etmeyişi nedeniyle sistem kilitleniyor ve araştırmalar sonuçsuz kalıyor. Uzun zaman önce ileri seviye araştırmalar yapan bir tıp doktorunun konuşmasında insan varlığının oluşumundaki matematiksel denklem ve olasılıkları hesaplamak için yaptığı araştırma izlemiştim. Araştırmanın sonucu olarak doktor “Aslında bu matematiksel denklem ve olasılıklar zinciri tam bir imkansızlığın temsilidir” demişti. Evet, insan ne kadar imkansız bir yaratılışa sahipse, basit bir mikrop, küçük bir sinek ya da devasal bir galaksinin sisteminde aynı programlama dili çalışıyor; Matematik! Sonu olmayan ve insan sınırlarının çok üzerinde olan matematiksel denklem ve hassasiyette yaratılmış bir kainattan bahsediyoruz.

Bu yaratılışta bir mantık aramak insanın görevi olmakla birlikte bazı insan sınırlarının üzerindeki konularda joker karakteri kullanmaktan başka çare yoktur; Yaratıcı! Sanıyorum kadim bilim ile günümüz bilimi arasındaki en büyük fark da bu olsa gerek… Kadim bilim yaratıcıyı kabul eder ve gereken noktalarda yaratıcı sırlara referans göstererek bilimin bütünlüğünü korumayı başarır. Günümüzde ise bu referans ortadan kaldırıldığı için bilimde bir bütünlük bulunmamaktadır. Ve insan kendi egosuna yenilir… Bir yaratıcıyı kabul edemeyen ve tamamen materyalist düşünceyle ispatlara kalkan, henüz kendi beden ve beynini keşfedememiş insan kainatın yaratılışında yüksek benlik ve egosunu devreye aldığında içinden çıkılmaz ve sonuçsuz bir hal almaktadır.

Doğaya bir bakın! İnsanın elinin ve dolayısıyla egosunun dokunduğu her yerin nasıl berbat bir hale geldiğini, en güzel ve mükemmelliğe sahip yerlerin “insandan korunmuş” ve doğal akışına bırakılmış olduğunu göreceksiniz. Çünkü insan eksik ve noksanlıkları ile görerek, tespit ve geçmişi tekrar ederek sürekli öğrenen bir varlıktır. Öğrenmek de beraberinde hatalar ve sorunları getirir. Tecrübe etmek aslında sıkça hata yapmaktan ibarettir! En tecrübeli insanlar en çok hata yapmış ya da hataları en çok analiz eden ve düşünen kişilerdir.

Peki bu kadar anlatılan şeyin teknolojiyle ve bilhassa yapay zeka ile ilgisi nedir? Konu dağınıkmış gibi görülebilir ancak öyle değil! Tam olarak anlatılmak istenen şeyin bir girizgahıdır… Bu makaleyi merak edip okuduğunuza göre son yıllarda elektronik, yazılım, robotik ve yapay zeka tarafındaki gelişmeleri bir şekilde takip ediyor olmalısınız. Dünya’da müthiş derecede hızlı ilerleyen bu sektör dışarıdan bakanlar için rutin gibi görünebilir ancak son 10 yılı tamamen değiştiren teknoloji, gelecek 15 yıl içerisinde yüz yılın kalan kısmını tamamen değiştirecek! Eski hayatınızı tamamen unutun ve bilim kurgunun nasıl gerçek olduğunu izleyin… Evinizdeki yaşantıdan, okul, sanayi, sosyal hayatınız ya da savaşları tamamen değiştirecek bir döneme girmiş olacağız.

Yaşantımızın tamamına elektronik ve yazılımı dahil ediyoruz ve bu artarak devam edecek! Elektronik aygıtların tümünde üretilen veri işleniyor, anlamlandırılıyor ve size daha iyi hizmet(!) vermek için değerlendiriliyor, analiz ediliyor… Tabi ki burada temel amaç insanlar hakkında çok daha fazla bilgi edinip, daha çok ürün-hizmet satarak daha çok para kazanmak üzerine kuruludur. Temel amacın insanlık yararına olduğunu düşünmeyin… Bu alandaki en büyük gelişmelerden biri de yapay zeka alanındaki gelişmelerdir. Sizi, çocuğunuzu, aracınızı, eğitiminizi, sağlığınızı, savunma teknolojilerinizi ve hatta devletinizi yapay zeka ile yönetilebilir hale getirmek üzerine çalışmalar son hızla ilerleyecek. Peki bunun sakıncası neler olabilir? Makalenin ilk bölümünü hatırlayın. İnsan hatalarıyla ve egosuyla yaşayan bir varlıktır. Hiç bir yazılımcının yazdığı kod yoktur ki hatasız olsun! En basit projelerde bile hatalar yaparız, en basit konularda bile egolar devreye girer, en temel konularda bile benlikler ve art niyetler sonucu etkiler. Buradan hacker kavramına atıfta bulunabiliriz… Hacker teknik olarak bir konuyu en iyi şekilde bilen ve onu manipüle eden kişilere denir. Ancak bu kavram bile kendi içerisinde üçe ayrılır; Beyaz şapkalı, gri şapkalı ve siyah şapkalılar… İyiler, kötüler ve ikisinin arasındakiler diye özetleyebiliriz. Peki yapay zekanın sonu ne olacak? Sadece iyiler mi yapay zeka ya da robot geliştirecek? Devletlerin bir başka devletlere ya da insanların başka insanlar üzerinde hükmedici olma arzusu yapay zeka ya da robotik alanında olmayacak mı? Olacak ve görmediğiniz kadar keskin ve net olacak…

Şimdi makalenin başındaki soruya dönelim; Araç mı kötüdür amaç mı? Ya da araç mı iyidir amaç mı?

Bıçak mı kötüdür katil mi? Bıçak ile ekmek kesen fırıncı, et kesen kasap ya da bir canlıyı katleden insan… Bu durumda araç mı kötüdür amaç mı? Soru karmaşık ancak cevabı net! Önemli olan araç değil amaçtır. Yapay zeka ve robotik müthiş iki başlıktır, ancak onu hangi amaçla kullandığı sonucu ciddi olarak değiştirecek niteliktedir. Bu amacı belirleyen ise insandır. Evinizde, aracınızda, bankamatik, e-devlet, otomobiliniz, evinizdeki akıllı robot hizmetçiler, güvenlik sistemleri ve hatta kalp piliniz… Yakın gelecekte etrafınızı çevreleyen binlerce, on binlerce elektronik ve yapay zekadan oluşan bir hayat içerisinde insan tamamen kendisi düşünüp yargılayabilen, kararlar alabilen ve uygulayabilen teknolojiler üzerinde çalışmaktadır. Bu nedenle tehlike çanlarını görmezden gelmek mümkün değil… İşin doğası gereği yapay zeka ve algoritmalar daha da gelişecek ve donanımını oluşturan bilgisayarların hesaplama yetenekleri gelişip hızlandıkça yapay zeka yazılım ve algoritmalar daha da çok öğrenen ve daha radikal kararlar alabilen sistemlere dönüşecektir. İnsanın ürettiği yapay zeka, insanın ürettiği bilgiyle öğrenecek, yetişecek ve büyüyecek. Hal böyle iken kararların vicdan, ruh ve inanç ile yaratılmış bir insandan daha sağ duyulu, daha iyimser ve daha doğru olabileceğine inanmak çok güç… Bu nedenle insan, Dünya’yı çevreleyen ve gelecekte hayatınızın en küçük zerresinde dahi yer edinecek elektronik sistemlerin kontrolü için geliştirdiği ve geliştireceği yapay zeka ile aslında kendi ego ve menfaatine hizmet eden, daha çok hesaplama kabiliyetine sahip, daha zeki ama vicdan ve ruhtan yoksun, mükemmel olması imkansız olan tanrısını yaratmıştır. Tanrılık mükemmelliği gerektirir, hatalardan münezzeh ve kararlarıyla geçmiş ve geleceği mükemmellik derecesinde doğru planlayabilme kabiliyeti gerektirir. Tüm bunlardan yoksun bir yapay zeka ancak insanlığın başına bela olacaktır.

Yapay zeka konusunda Dünya düşünürleri ikiye bölünmüş durumdadır. Kimi insanlar için harika ve güzel şeylerin sebebi olarak görmekle birlikte kimileri de yukarıda bahsettiğim nedenlerden ötürü zararlı olacağını düşünmektedir. İki düşüncenin de haklı yanlarını anlatmaya çalıştım. Ancak insan ego ve menfaatinin girmesi nedeniyle bu bilimin olumsuz şekle bürüneceği konusunca çok derin şüphelerim bulunmaktadır.

O halde ne yapılmalı? Yapay zeka alanında çalışmayı bırakmalı mıyız? Kesinlikle hayır… Hacker’lık bir kavramdır! Eğer kötülerin varlığı kesin ise iyilerin de olması gerekir. Bu bilimi kendi menfaatlerine kullanmak isteyen kişi, grup ya da devletlerin olacağını söylemek bir kehanet değildir. Bu nedenle iyi niyetli kişi ve grupların organize olarak yapay zeka ve robotik teknolojileri geliştirecek oluşumları beslemeleri gerekmektedir. Kainatta her şey zıttı ile yaratılmıştır. İyi kötüyü, doğru yanlışı, ışık karanlığı, sıcak soğuğu var eder. Tıpkı bunun gibi her ilim alanında aynı dönemlerde iyi ve kötüler bulunur. Önemli olan bunların denk seviyede kaliteye sahip olabilmeleri için gerekli eğitim ve öğrenim sistemlerini oluşturmaktır.

İyi ya da kötü olan araçlar değil amaçlardır. Amaçları belirleyen ise insandır! İnsanı doğru yolda tutmayı başarırsak araçlar Dünya’yı yaşanır kılar. Tersi durumda neler olduğunu gözü görmeyen de görür, kulağı işitmeyen de işitir…

Selametle.

@cihanozhan
@medium
@linkedin

Yorumla

Yorum